24.11.2023
Eşitlik, özgürlük ve şiddetsiz bir yaşam talepleri için verdikleri mücadele dolayısıyla 63 yıl önce, 25 Kasım 1960’ta Dominik Cumhuriyeti diktatörü tarafından isyan ettikleri için vahşice öldürülen Mirabel kız kardeşlerin (Kelebekler) anısıyla şekillenen 25 Kasım, kadınlara yönelik şiddete karşı eylem günü olarak belirlenmiş ve bu konudaki farkındalığın görece artmasına katkı sunmuştur.
Kadın mücadelesinin bir kazanımı olan 25 Kasım’da, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa ve kadınları, kadın haklarını yok sayan sistemlere karşı bugün sokaklarda taleplerini haykırıyor.
Bugün; kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve kadının insan hakları ihlaline yol açan şiddet temelli her türlü tutum ve davranışın karşısında eşit ve özgür bir şekilde yaşayabilmek için emeğimizden, bedenimizden, kimliğimizden elini çekmeyen her türlü iktidarın karşısında haykırdığımız ve hakkımızı aradığımız, tüm bu haksızlıklara direniş (eylem) günümüzdür.
Haklarımıza yönelik saldırılar hâlâ devam ederken toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ataerkil düzen içinde evlerde, işyerlerinde, sokakta, okulda, hastanelerde ve her alanda fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet ve taciz ile her an karşı karşıya kalıyoruz, yaşam hakkımız yok sayılıyor.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilen, 6284 sayılı Yasa’yı etkin uygulamayan, kadınların kazanılmış haklarına göz diken bu iktidar, kadınları şiddete karşı korumasız bırakıyor. Daha birkaç gün önce Manisa’nın Salihli ilçesinde bir anne ve kızı asansörde öldürülmüş halde bulundu; İzmir’de bir kadın boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından adliyede vuruldu. Erkeklerin cezasızlıkla ödüllendirildiği Türkiye’de kadınların şiddet türlerinden en az birini mutlaka yaşadığı orantısız koşullar içerisinde bu yılın ilk 10 ayında en az 268 kadının erkekler tarafından öldürülmüş olmasına isyan ediyoruz.
Kadınlara yönelik nefreti, şiddeti, ayrımcılığı körükleyen iktidarların yönetiminde erkeklerin daha çok cesaretlenip başta yaşam hakkı olmak üzere kadınların bütün hak ve kazanımlarına saldıran siteme karşı varoluş mücadelemizi büyütürken asla vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yineliyoruz. Sistemin “istedikleri gibi yaşamamız koşuluyla hayatta kalabileceğimiz” dayatmasını kabul etmiyoruz.
Savaşlardan, çatışmalardan, eğitime erişimden, fırsat eşitsizliğinden, yoksulluktan, işsizlikten ve daha sayısız hak ihlalinden en çok etkilenenlerin kadınlar ve kız çocukları olmasının; erken yaşta zorla evlendirilmekten miras hakkından yaralanamamaktan, namusu hep bir erkeğe emanet yaşamaktan, sözü yerine söylenip gülüşü yarım bırakılan, emeği hiçleştirilip küçümsenerek umudu törpülenen kadınlar olarak cesaretle, umudu ve gülüşümüzü çalanlardan hesap soracağız.
Bilinmelidir ki İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmedik, vazgeçmiyoruz! ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından onaylanması için mücadelemizi sürdürüyoruz!
Genel-İş’li kadınlar olarak; kazanılmış haklarımıza saldırıların arttığı bu ortamda toplumsal cinsiyet eşitliğinin her yönüyle sağlanmasına yönelik politikaların geliştirilmesi için kararlılıkla mücadeleyi sürdüreceğimizi belirtiyor, taleplerimizi yineliyoruz:
- İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Yasa etkin bir biçimde uygulanmalıdır!
- 25 Haziran 2021’de yürürlüğe giren ILO 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi onaylanmalı, etkin biçimde uygulanmalıdır!
- Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir!
- İktidarın kadın istihdamı için esnek çalışma politikası yerine kadınlar için tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.
- Kadınların işgücüne katılımının önündeki en büyük engellerden olan ve kadınlara özgü görülen ev içi sorumluluklar için kamusal politikaların hayata geçirilmesi şarttır. Özellikle kamu kurumları ve yerel yönetimler tarafından kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım evleri gibi merkezler açılarak herkesin ücretsiz yararlanabileceği bir hak olarak tanımlanmalıdır.
- Kamu-özel ayrımı olmaksızın, zorunlu hizmet ve üretim alanında çalışan ebeveynlere dönüşümlü ve eşit olarak ücretli izin verilmelidir.
YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI!
YAŞASIN KADINLARIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİ!