
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), 13 Şubat 1967’de işçi sınıfının bağımsız, demokratik ve mücadeleci bir sendikal örgütlenme ihtiyacının ürünü olarak kuruldu. DİSK, Türkiye sendikal hareketinde yalnızca yeni bir konfederasyonun değil, sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışının ifadesi oldu. Kuruluşundan itibaren DİSK, emeğin haklarını yalnızca toplu sözleşme masasında değil, toplumsal ve siyasal alanda da savundu ve bedeller ödedi. DİSK’in tarihi büyük direnişlerin tarihidir. 15–16 Haziran 1970 işçi direnişi, işçi sınıfının kendi örgütüne sahip çıkma iradesinin en güçlü örneklerinden biri olarak hafızalara kazınmıştır. Bu direniş, yalnızca bir yasa değişikliğine karşı tepki değil, sınıfın örgütlü gücünün tarih sahnesine çıkışıydı.
DİSK’in tarihi, aynı zamanda onu var eden sendikaların ve kadroların da tarihidir. Bu tarih içinde Genel-İş Sendikası’nın yeri kuşkusuz özel bir önem taşır. Özellikle belediye işçilerinin örgütlenmesinde öncü bir rol üstlenen Genel-İş, DİSK’in sınıfla ve toplumla bağını güçlendiren temel damarlardan biri olmuştur. Genel-İş’in demokrasi, eşitlik, adalet ve sendikal hak ve özgürlükler ile belediye işçilerinin hakları, taşeronlaşmaya ve güvencesizliğe karşı verdiği mücadele DİSK’in toplumsal etkisini büyüttü.
DİSK tarihinin önemli isimlerinden biri olan ve hem DİSK’in hem de Sendikamızın Genel Başkanı olan Abdullah Baştürk bu mücadele geleneğinin simge isimlerinden biridir. Baştürk’ün Genel-İş’le başlayan sendikal mücadelesi ve daha sonra DİSK Genel Başkanlığı döneminde sergilediği kararlı tutum, özellikle 12 Eylül askeri darbesinin baskı koşullarında sendikal hareketin yeniden ayağa kalkma iradesinin başat sembolü olmuştur. Baştürk’ün temsil ettiği çizgi, sendikacılığı yalnızca ekonomik hak mücadelesi olarak değil, demokrasi, özgürlük ve toplumsal adalet mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak gören bir anlayışı ifade eder.
12 Eylül darbesiyle birlikte DİSK’in faaliyetlerinin durdurulması, yöneticilerinin yargılanması ve sendikal faaliyetlerin uzun süre engellenmesi, bu mücadele tarihinin en ağır dönemlerinden biri oldu. Ancak DİSK, yıllar sonra yeniden faaliyete geçtiğinde yalnızca bir örgüt olarak değil, bir mücadele geleneği olarak geri döndü. Bu geri dönüşte, geçmişin birikimini ve direncini taşıyan sendikaların, özellikle de Genel-İş’in rolü belirleyici olmuştur.
DİSK Mücadelesi Her Yerde
DİSK, İstanbul’da başlayan mücadelesini değişen ve gelişen koşullarda şimdi de merkezini Ankara’ya taşıyarak sürdürecek. Tarihsel olarak bilinmelidir ki, DİSK’in Ankara’ya taşınması meselesi yeni bir tartışma değildir. 12 Eylül askeri darbesinden önce, Abdullah Baştürk’ün DİSK ve Genel-İş Genel Başkanı olduğu dönemde, DİSK Genel Kurulu kararıyla konfederasyonun Ankara’ya taşınması yönünde karar alınmış, hatta bu doğrultuda Ankara’da bir genel merkez binası da hazırlanmıştır. Ancak 12 Eylül darbesiyle birlikte sendikal hareket ağır bir darbe almış, DİSK’in faaliyetleri durdurulmuş, yöneticileri tutuklanmış ve Abdullah Baştürk dört yıl cezaevinde kalmıştır. Bu nedenle alınan karar o dönemde hayata geçirilememiştir.
DİSK’in Ankara’ya taşınması tarihsel bir karardır ve 12 Eylül koşullarında engellenmiş olan bu kararın takipçisiyiz. Nitekim bu irade, yıllar sonra 2020 yılında yapılan Genel Kurul’da da yeniden ortaya konmuş ve aynı doğrultuda karar alınmıştır. Bu doğrultuda hazırlanan genel merkez binası da bu iradenin somut bir ifadesidir.
Kaldı ki, sendikal mücadele yalnızca bir şehirle sınırlı değildir, olamaz. İşkollarımız Türkiye’nin dört bir yanına yayılmış durumdadır. İşçinin olduğu her yerde emek, emeğin yeniden üretimi ve sömürü vardır. DİSK’in görevi de bu işçilerle birlik olmaktır. Bugün Türkiye’de işçi sınıfının yapısı değişmekte çalışma biçimleri dönüşmekte güvencesizlik ve esnek çalışma yaygınlaşmaktadır. Böyle bir dönemde önemli olan DİSK’in adresi değil, her işçiye ulaşabilme kapasitesidir. DİSK, Türkiye’nin her yerindeki işçilerin merkezi olabilmeli, sınıfın değişen ekonomik, sosyal kültürel koşullarına göre kendini yenileyebilmeli ve mücadelesini bu gerçeklik üzerinden büyütebilmelidir.
Bugün işçi sınıfının ihtiyacı birlik ve dayanışma içinde daha güçlü bir örgütlülüğe ulaşmaktır.
DİSK’i DİSK yapan şey; binalar, tabelalar ya da adresler değil, işçi sınıfının örgütlü gücüne olan inanç, dayanışma ruhu ve mücadele kararlılığıdır. DİSK’in bütün önderlerinin, DİSK için mücadele edenlerin, 12 Eylül zindanlarında, iş yerlerinde, direniş çadırlarında, meydanlarda mücadeleyi büyütenlerin deneyimleri bugün her türlü sömürü, baskı ve zor karşısında hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır. Emeğin hakları ve mücadelesi, demokrasi, eşitlik, barış ve adalet için olan ısrarlı mücadelemiz, inadımız ve kararlılığımız güçlenmektedir. Kuruluş yıldönümünde, DİSK’i yaratanlara, bu mücadeleyi bedel ödeyerek büyütenlere ve emeğin onurlu yarını için direnen bütün işçilere selam olsun.