Dünya Sosyal Adalet Günü: İnsan Onuruna Yakışır Bir Düzen Mümkündür

20 Şubat, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 26 Kasım 2007’de onaylanan bir kararla dünyada sosyal adaletin sağlanmasının önemine dikkat çekmek amacıyla Dünya Sosyal Adalet Günü olarak kabul edilmiştir. “Sosyal adalet” kavramı ile “ırk, inanç veya cinsiyete bakılmaksızın tüm insanların, özgürlük ve haysiyet, ekonomik güvenlik ve fırsat eşitliği koşullarında hem maddi refahlarını hem de manevi gelişimlerini sürdürme hakkına sahip olması” ifade edilmektedir.

Sosyal Adalet Nedir?
Sosyal adalet, adil, kapsayıcı, sürdürülebilir ve dayanıklı toplumların ve barışın temelidir. Ahlaki bir zorunluluk olmanın ötesinde, sosyal adalet toplumların ve ekonomilerin daha uyumlu ve etkin biçimde işlemesini sağlar; güven inşa eder, meşruiyeti güçlendirir ve sürdürülebilir kapsayıcı büyüme, barış ve istikrar için üretken potansiyeli açığa çıkarır.

Bütün insanların her bakımdan eşit haklara sahip olduğu daha barışçıl ve demokratik bir geleceği işaret eden sosyal adalet dünyada ve ülkemizde can çekişiyor. Gelir adaletsizliği, eğitimde eşitsizlik, sağlık hizmetlerine ulaşımda engeller gibi devasa problemlerle birlikte toplumsal cinsiyet eşitsizliği, adalet ve insan hakları, ifade özgürlüğü gibi pek çok başlıkta sosyal adaleti daha da zedeleyen ciddi sorunlar yaşanıyor.

20 Şubat’ı ülkemizde var olan adaletsizlik, ayrımcılık, dışlanma, cinsiyet eşitsizliği, gelir dağılımındaki dengesizlik, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim güçlüğü ve her zaman kanayan bir yara olarak varlığını sürdüren yoksulluk bağlamında tekrar tekrar düşünmeli; çözüme yönelik adımların atılması için mücadeleyi sürdürmeliyiz.

Türkiye’de Sosyal Adaletsizlik Büyüyor

Türkiye’de son veriler, gelir dağılımındaki eşitsizliğin yapısal bir sorun olarak sürdüğünü gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre en yüksek gelir grubundaki yüzde 20 toplam gelirin neredeyse yarısını alırken en düşük gelir grubunun payı yüzde 6’lar düzeyinde kalıyor; bu tablo, ekonomik büyümenin ve gelir artışının toplumun tüm kesimlerine eşit biçimde yansımadığını ortaya koyuyor. Üst ve alt gelir grupları arasındaki makasın genişliği sosyal adalet açısından ciddi bir kırılmaya işaret ediyor. Gelirin doğum koşulları, cinsiyet ve sınıfsal konumla bu denli bağlantılı olması; fırsat eşitliğini zayıflatmakta, toplumsal hareketliliği sınırlamakta ve demokratik güveni aşındırmaktadır. Bu nedenle gelir dağılımındaki eşitsizlik yalnızca ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda sosyal adaletin, toplumsal barışın ve eşit yurttaşlık ilkesinin merkezinde yer alan temel bir sorundur.

Gelir dağılımı dengesizliğini düzeltmeden ve sosyal devlet mekanizmalarını işleterek sosyal adaleti sağlamadan, demokrasiyi sürdürülebilir kılmak oldukça zordur. Sosyal devletin görevleri; yoksulluğu ve açlığı azaltmak, kronik işsizliği ortadan kaldırmak, vatandaşa asgari eğitim ve sağlık hizmeti sağlamak, vergide adaleti sağlayarak gelir dağılımını düzeltmektir. Ancak bugün içinde bulunduğumuz koşullarda devlet yönetiminin bu yönde bir çabası söz konusu değildir. Hal böyle olunca sosyal adalet için mücadele etmek ve işçi sınıfının ekonomik-demokratik-sosyal ve sınıfsal haklarını içeren güçlü bir demokrasi talebinde ısrar etmek yoksulların, asgari ücretle yaşamaya mahkûm edilen işçilerin sorumluluğu haline gelmektedir. Eşitlik ve sosyal adaleti sağlamak için mücadeleden başka yol yoktur!

ILO’dan AB’ye: Sosyal Adaletin Merkezine Adil İstihdam Çağrısı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktörü Gilbert F. Houngbo, AB İstihdam ve Sosyal İşler Bakanları’nın (EPSCO) gayriresmî toplantısında yaptığı konuşmada sosyal adaletin merkezine adil istihdamın yerleştirilmesi çağrısında bulundu.

AB Konseyi’nin Kıbrıs Dönem Başkanlığı tarafından düzenlenen ve “Adil, kapsayıcı ve geleceğe dönük istihdam ve sosyal politikalar” başlığıyla gerçekleştirilen toplantıda Houngbo; ekonomik güvenlik, toplumsal uyum ve barışın ancak adil istihdam politikalarıyla güçlendirilebileceğini vurguladı. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çalışan yoksulluğu ve istihdama erişimdeki engellerin acilen giderilmesi gerektiğini belirtti. Houngbo, “Sosyal adalet sadece ahlaki bir zorunluluk değil; ekonomik güvenlik, sosyal uyum ve barış için de gereklidir” diyerek, hükümetleri ve sosyal tarafları daha kapsayıcı ve adil politikalar geliştirmeye davet etti.

Sosyal Adalet Raporu 2025: Eşitsizlik Sürüyor

ILO’nun yayımladığı “Sosyal Adaletin Durumu: Devam Eden Bir Süreç” başlıklı rapor, son 30 yılda eğitim, yoksulluğun azaltılması ve sosyal koruma alanlarında önemli ilerlemeler kaydedildiğini ortaya koydu. Aşırı yoksulluk oranı yüzde 39’dan yüzde 10’a düşerken, çocuk işçiliği yarı yarıya azaldı ve dünya nüfusunun yarısından fazlası ilk kez sosyal korumaya erişti.

Buna karşın eşitsizlikler sürüyor. Rapora göre bir kişinin gelirinin yüzde 71’i hâlâ doğduğu ülke ve cinsiyet gibi koşullara bağlı. Küresel kayıt dışılık oranı yüzde 58 seviyesinde; cinsiyet temelli işgücüne katılım farkı ise yüzde 24 düzeyinde kalmaya devam ediyor. Mevcut hızla ilerlenmesi halinde küresel ücret eşitsizliğinin kapanması bir asır sürebilir.

Rapor, çevresel, dijital ve demografik dönüşümlerin eşitsizliği derinleştirme riski taşıdığına dikkat çekerek; becerilere yatırım, sosyal koruma sistemlerinin güçlendirilmesi, adil ücret politikaları ve aktif işgücü programlarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunuyor.

Bu Kategoride